Antarktika : 6 kıta , 2 Kutup
A.Tamer Aker
Başlığı açıklayarak başlayayım; Antarktika Maratonu koştuğum 6. Kıta ve ikinci kutup bölgesi… İlk kutup maratonum Greenland’da (Arktik), ikincisini de Antarktika’da (Antarktik) olarak hedeflemiştim. Filmin sonunu da söyleyeyim: 6 kıta ve 2 kutup bitmiş oldu.
Peki neden okuyacaksınız: içinden Antarktika geçtiği için…
Giriş ya da Giremeyiş
Antarktika Maratonu için Karma Koşu ve El Ele Koşu Kuvveti ile kendi hallimde hazırlıklarımı sürdürürken, maratondan yaklaşık 45 gün önce artan pelvik ağrılarım nedeni ile tıbbi değerlendirme yaptırdım. Atletik pubalji diye bir sorunun varlığını bu soruna sahip olarak öğrenmiş oldum. Pelvise yapışan kasların kemiğe bağlandığı yerlerde miktravmalarla ortaya çıkan ağrılı sancılı bir durum. Civardaki kasları güçlendirerek pelvise binen yükün azalması önerildi. Tempo, interval, yokuş ve kürek yapmam uygun bulunmadı. Yani son haftalarım çoğunlukla ‘hafif’ koşularla geçti. Ne var ki atletik pubalji ayağını sürümüş ; Koşu’ya bir hafta kala yüksek ateşle seyreden bir enfeksiyon hastalığı geçirdim. Ateş, gece terlemesi, halsizlik ve diğerleri sırayla geldiler… Antarktika seyahatim ve sonrasında kullanacağım uzun bir antibiyotik tedavisi başlandı.
Neticede 13 Mart Cuma günü maratonu beraber koşacağımız ibrahim Gürpınar’la birlikte yola çıkabildik. İbrahim’le daha önce Greenland’da, Mt. Fuji’de, Köln’de ve Meksika’daki Copper Kanyon’ da koşmuştuk. Küçük bir not: Copper Canyon, Caballo Blanco efsanesinin doğduğu Raramuri topraklarıdır. 17 saatlik bir yolculukla Buenos Aires’e ulaştık. Burada kaldığımız üç gece ve iki gün süresince aldığım antibiyotik ve diğer ilaçların etki etmesini bekleyerek nefeslenebileceğim bir zaman geçirdim.
Buenos Aires ya da Güzel Havalar Kenti
Buenos Aires’i uzun yıllar önce ziyaret etmiştim. Etkilendiğim yerleri görmek, tatmak ve tekrar yaşamak iyi geldi. Cumartesi Anneleri’ni, Che’yi, Evita’yı, Maradona’yı, Messi’yi, Boca Mahallesi’ni ve elbette tangoyu yaşayacak ve tekrar düşünecek zamanım oldu. Hatırlayalım; Cumartesi Anneleri cunta döneminde kaybettirilen çocukları için adalet arayan anneler topluluğu, Evita kadın hareketi öncüsü, Maradona Falkland Savaşı’ndan sonra İngiltere’ye gol atan Tanrı’nın eli, Boca eşitlik, özgürlük başkaldırısı mekanı, Tango bu ülkülerin müzikle harmanlanmış bedeni, Messi ise bir futbol sanatçısı…
Ulusal koruma alanında orman yollarından Rio de La Plata’ya doğru yaptığımız koşu ise etkileyici idi. Rio de la Plata esasen deniz gibi görünen bir nehir ağzı. Taşıdığı alüvyonlar nedeniyle rengi sarı -kahverengi. Restoranları ile ünlü Puerto Madera’ya açılıyor. Koştuğumuz parkurun içinde bulunduğu alanın tam adı Reserva Ecologica Costanera Sur. 350 hektar üzerine kurulmuş bir dolgu alanken, 40 yıllık bir kentsel doğal koruma alanına dönüşmüş. Ne kadar etkileyici olduğunu tek bir sayı ile vurgulayayım, içinde 300 den fazla kuş türü var. Doğa yine doğal olanı yapmış ve düşük olan moralimi toparlamama yardım etmişti. Orada fena koşmadım…
Buenos Aires’te otelde maraton ve rota ile ilgili bilgilendirme toplantısı da yapıldı. 118 kişi maraton koşacaktı. Antarktika katılan gençlerden birisinin ilk maratonu olacaktı. Farklı bir deneyim… Diğer sayılar ise bir miktar hallice; 300 maraton koşan bir kişi, 250’nin üstü birkaç kişi ve 200’ün üstünde 5–6 kişi vardı. Yılda koştukları maraton sayısının ortalamalarını hesaplamak zor geldi, kendilerine bıraktım. 22 kişi buraya 7. kıtsını tamamlamak için gelmişti. Biz hariç 5 kişinin amacı da Polar Challenge’ı (İki Kutup Koşusu) tamamlamaktı.70’lerinde insanlar da vardı. 20’lerinde de… Biz de Türkiyeyi 6.0 versiyonlarımızla temsil ettik.
Ushuaia
16 Mart sabahı Buenos Aires’ten uçakla Patagonya’ya doğru yola çıktık. Hedef Ushuaia… Ushuaia dünyanın en güneydeki kenti. Dünyanın sonu deniyor. Bir bakıma doğru çünkü Ushuaia’dan öte insan topluluğu yok. Başka bir avatar alemi var. Buraya Ateş Toprakları veya Duman Toprakları da deniyor. İsmi buranın yerlileri olan Yaghan Halkı’nın kanolarında taşıdıkları ateş ve çıkardığı dumanının gemiciler tarafından gözlenmesi ile konmuş. Doğası muhteşem ve sevimli bir kent. Ateş Toprakları’nın yerel ismi Tierra del Fuego; aslında bir adalar topluluğu. Aralarından Pasifik’i Atlantik’e baglayan çok çeşitli kanallar geçiyor. Ushuaia bölgenin istasyonu gibi. Geniş bir koyda ve havalimanı var. Hemen karşısında Şili’ye ait Puerto Williams yer alıyor. Tam aralarından Beagle kanalı geçmekte. Meşhur Cape Horn ise biraz daha güneyde kalıyor. Burası Şili ve Arjantin tarafından pay edilmiş bir toprak. Patogonya 1800’lerden sonra Arjantin ve Şili tarafından işgal edilmiş. Yerli halka uygulanan şiddet soykırım boyutlarında. Dünyanın sonu da olsa insan devreye girince sonunu bildiğimiz öyküler ortaya çıkıyor.
Güney Amerika Kıtası’nın en güneyinde olmak benim için başka bir anlama da sahip. Kuzey Amerika’dan başlayıp Güney Amerika’ya kadar uzanan bir dağ zincirinin önemli bir bölümünü kültürel iklimleri içinde koştum. Kaybalon kabileleri, toplulukları zihinsel de olsa ziyaret etme şansım oldu. Yani koşarak Kuzey Amerika’dan Güney Amerika’nın en ucu olan Patagonya’ya kadar olan bölgelerde yaşayan Novajo’ları, Apache’leri, Raramuri’yi, Quecha’yı, İnka’ları ve Yaghan’larla Mapuche’leri anma fırsatını da bulmuş oldum.
Ve Dünya Biter…
Ocean Victory 16 Mart günü geç saatlerde Ushuaia’dan demir aldı. 104 metre uzunluğunda, 7400 ton ağırlığında orca balinalarından esinlenerek yapılmış, 5 yaşında bir gemi. Hacıyatmaz özellikleri nedeniyle batmıyor.
Drake Boğazı, gemicilerin efsanevi geçitlerinden. Ya Drake Shake (beşik) ya da Drake Lake (çarşaf) halinde. Ama hangi halde olursa olsun Drake’ten geçmek zihinsel yüklerini boşaltmak anlamına geliyor. Biz beşik haline denk geldik ve iki gün fırtınanın eşliğinde Antarktika’ya doğru yol aldık. Beş metreyi bulabilen dalgaların boyları ortalama olarak 3,5 metre idi. İlk gün insanlar deniz tutmasına karşı hazırlıksız yakalandılar. Sık aralıklarla konan poşetleri alıp kusanlar, kusmayanlarla birlikte penguenvari yürüyerek tuhaf bir zombi film seti yaratmışlardı. Oysa ben naçizane draketen sakatlık ve enfeksiyon sonrası şefkat beklemiştim. Yanılmışım… Yine de Drake’le aramızda bir bağ oluştu. Kalbim Drake’te kaldı. Sallanmaktan yareme tuz diye yakamoz bile basamadım.
Ve anladım ki gemici söylemlerinde bir gerçeklik payı var. 40 derece paralelin altında yasanın, 50 derecenin altında ise Tanrı’nın olmadığı söylenir. Biz 60 paralele, hatta daha da ötesine doğru gittik. Buz gibi akıntıların çepeçevre sardığı, dünyanın en soğuk, en beyaz kıtasına. Karada canlının barınamadığı rüzgarların sert ve sonsuz esebildiği, hala haritası tam olarak çizilememiş devasa bir avatar dünyası Antarktika’ya …
Antarktika Göründüğü Anda Biyogüvenlik Başlar
18 mart gibi ilk kara kuşları görünmeye başladı. Albatrosları gördüğüme çok sevindim. Ortalık sakinleşmeye yüz tutmuştu. Drake’ten tek parka çıkmış, Antarktika’ya gelmiştik. Antarktika’ya geldiğimiz anda da biyogüvenlik önlemleri ile karşılaştık. Kıtada Türkiye adına Tubitak bünyesinde bilimsel çalışmalar yürüten Prof. Dr. Burcu Özsoy ve ekip arkadaşlarından bu konularda bilgi almıştım. Teşekkürlerimle…
Antarktika’daki biyogüvenlik (biosecurity) önlemleri tek bir metne değil, esas olarak Antarctic Treaty System (ATS) içinde yer alan düzenlemelere dayanıyor. 1959’da imzalanan Antarctic Treaty System, kıtayı bilim ve barış alanı olarak tanımlamış. Antarktika’da biyogüvenlik, sonradan eklenmiş bir kural değil. Zamanla öğrenilmiş, evrimleşmiş bir tutum olmuş.
1991’de kabul edilen Madrid Protokolü ile Antarktika “doğal koruma alanı” ilan edilmiş. Bundan sonra temel yaklaşım netleşmiş: İnsan etkisini en aza indirmek. Özellikle IAATO kuralları belirgin hale gelmiş ve bu kuralları görmemek mümkün değil.
Uygulamada Antarktika’ya her iniş bize de uygulanan aynı işlemlerle başlıyor : Karaya çıkmadan önce: Ayakkabılar kontrol edilir, tabanları fırçalanır, çamur, tohum, taş gibi kalıntılar temizlenir, gerekirse dezenfeksiyon yapılır. Karadan Zodiaklara binmeden önce de botların tabanı ve kenarları denizin içinde tekrar temizlenir.
Karaya her çıkışta: Belirlenmiş alanların dışına çıkılmaz, yaban hayata yaklaşılmaz, hayvanlarla 5 veya 10 metre mesafe korunur. Önünüzden geçen penguene yol verilir. Yol onundur. İnsan misafirdir. Amaç: dışarıdan mikroorganizma taşımamak, farklı bölgeler arasında tür geçişini önlemek, kırılgan ekosistemi korumaktır.
Antarktika’da yüz binlerce yıl içinde oluşan ve yavaşça akan bir denge var. İnsanın bu dengeyi bozması hızlı olabilir. Duyarlı, dikkatli, özenli ve saygılı olmamız gerekiyor.
Antarktika Maratonu
Maraton öncesinde, gemide su geçirmez parkalarımızı aldık. Karada giyeceğimiz dış kıyafetler, koşu ayakkabıları da dahil temizlendi ve dezenfekte edildi. Karaya çıkışlarda giyeceğimiz botlar bizlere mudroom (çamur odasinda) verildi. Can yelekleri, botlar ve maraton saatine kadar koşu ayakkabılarımız çamur ya da temizleme odasında dolaplarımizda tutuldu.
Maraton günü sabah erken bir kahvaltıdan sonra, son hazırlıklarımızı bitirdik ve daha sonra mudrooma (çamur odası)geçerek bize verilen botları giydik. Yarış alanına zodiaklarla gittik. Bir gün önceden temizlenen ve sterilize edilen ayakkabılarımızı, adada yere serilmiş geniş brandaların üzerinde zodyaklara binmeden önce giydiğimiz çizmelerle değiştirdik, dönüşte de çizme ve su geçirmezlerimizi giyerek yine zodyaklarla gemiye ulaştık. Gemide koşu ayakkabıları tekrar temizlendi ve sterilize edildi. Malzemeleri brandaların üzerine koyma zorunluluğu dışında yere çanta koymak, oturmak, temas etmek yasak. Adadaki kuş gribi riskini gemiye taşımamak veya yolcuların getirdiği farklı etkenleri adaya bulaştırmamak için alınmış olan bir önlem. Yani Antarktika’da maraton koşmak biraz farklı. Ama artık “başlangıç çizgisine zodyaklarla gidilen maratonun ne olduğunu” öğrenmiş olduk. Kolay ve iyi bir çoktan seçmeli soru oldu bu.
Maraton, Güney Shetland Adaları’nda bulunan King George Adası’nda yapılıyor. King George İngiliz Denizci William Smith tarafından keşfedilmiş. Haliyle kralın ismi verilmiş. Eğer bir Rus’a adayı sorarsanız, Waterloo cevabını alabilirsiniz. Antarktika böyle…Herhangi bir ülkeye bağlı olmadığı için, hangi ülkelerin bilim üsleri varsa o kültürün saat dilimleri, isimleri, kültürleri gibi pek çok farklılığı görmek mümkün. Başlangıç ve bitişi genellikle Rus Bilim Üssü Bellingshausen İstasyonu’nda oluyor. Yakınlarda bir de Rus Kilise’si var. Rota bilim ve araştırma üslerini birbirine bağlayan taş, çakıl, toprak ve buzlu yollar. Güvenlik ve lojistik nedenlerle aynı parkur birkaç kere koşuluyor. Rusya dışında Çin, Uruguay ve Şili’nin de araştırma üsleri uzunluğuna bağlı olarak parkurda yer alabilir. Yani, parkur sabit değil. Hava durumuna göre her yıl değişiyor. Yaklaşık 0°C civarında koşulan yarışın asıl belirleyicisi rüzgar. 19 Mart maratonu’ndan bir gece önce parkur değişti. Haliyle parkuru hava durumu belirledi, şaşırmadık.
Rota gelmeden öncesinde incelediğimiz rotadan hatta gemide anlatılandan da farklıydı. Daha korunaklı ve güvenli bir rota saptanmıştı. Git gelli olarak planlanan koşuda gidiş ve gelişler tek tek 3,5 km, bir tam tur haliyle 7 k idi. 7 k’yı 6 kez koşmamız gerekti. Saatimi uzun zamandır yaptığım gibi zamanı görmek için kullandım. Bu kez hataymış. Mesafe tabelaları da karışık olduğu için bazen kaç k’da olduğumu anlamadan koştum. Sakatlığımı korumaya da özen gösterdim. Tempomu düşürmek durumunda kaldım. Kenarlarda yer yer sarı bir bitki örtüsü vardı. Tüm kıta için nadir bir görüntü ve elbette üzerlerine basmak yasak. Parkur çoğunlukla deniz kıyısında ve penguenler ile martıgiller yol boyunca koşanlara eşlik ettiler. Bir başka çoktan seçmeli soru daha isterseniz ; penguenlerin eşlik ettiği maraton parkuru hangisidir?
Zaman zaman kendimi sorgulamışımdır varlığım dünyaya çevresel olarak zarar diye… Antarktika’da ise bu sorgulamada bir tık daha vites artırarak kendimi yabancı hissetmeye başladım. Yerleşik insanın ya da kara canlısının yaşamadığı bir coğrafyada koşmak fikri biraz Camus’nun Yabancı’sı ruh hali yarattı bende.
Zihinsel döngülerim, bedensel yorgunluk, zemin ve parkur rotası ile mücadele ederken; Penguenler ve telefonuma yapmaya çalıştığım kayıtlar bana yardımcı oldu. Ancak, aşırı rüzgar nedeniyle kayıtlarda çoğu yerde ne söylediğimi ben de anlayamadım. Deprem bölgesinde yaşayan ve üniversite eğitimlerine başlayan genç kadın öğrenciler için yıllık eğitim bursu desteği, adalet ve güvenli gelecek vurgusu, sırtımızı bilime dayamak anlatılarım, koşu gözlemlerimi nafile bile olsa seslendirmek sanırım başka bir anlam dünyası tasarlamama, bu tasarımın da yabancılık hissimin çok azalmasına yardımı oldu. Sonra görece sakin yerlerde tekrar kaydettim.
Ve yarış sonu… Bu maratonu bir şekilde tamamlamak zaten tek gerçeğim gibi olmuştu. Bu sefer farkında olmadan kendime zihinsel olumsuz tekrarlarla baskı yaratmışım, çağrı gündemlerim beni toparladı ve 6. Kıta maratonu ve iki kutup maratonunu tamamlanmış oldum.
İbrahim Gürpınar da benimle birlikteydi. O da iki kutup (Greenland ve Antarktika ) tamamlamış oldu.
Sonra madalya ve zodiaklarla gemiye dönüş. Yaklaşık 15 yıl önce koşuya başlayan iki çocuk babası bir akademisyen, travma ve afet çalışanı, psikiatr ve psikoterapist olarak, bana hala 6 kıta ve 2 kutup koşmam inanılmaz geliyor. Ama oldu…
Araştırma, Keşfetme ve Tanima Gezileri
Maraton sonrası ise ekspedisyon, bir anlamda, araştırma, keşfetme ve tanıma gezileri başladı. Bu tür etkinlikler, mağaracılık yaptığım dönemlerden kalma bir heyecan benim için. Antarktika hala haritası tam olarak netleşmemiş bir kıta. Bu nedenle bu ekspedisyonların amaçlarından birisi de haritalamaya yardımcı olmak.
Hava ve denizde yüzen buzların durumuna bağlı olarak zodyaklarla yaptığımız ekspedisyonlara karaya çıkışlar da eşlik edebiliyordu. Çoğunlukla karaya çıktık. Antarktika’da ilerlerken rota, haritadan çok hava ve deniz durumu ile belirleniyor. Rotadaki duraklar belirli gibi görünürken, karaya inişler, o günün koşullarına bağlı. Rotayla ilgili de kısa bilgi paylaşayım. Portal Point, en bilinen çıkış noktalarından biri. Korunaklı bir koyda. Kısa bir yürüyüşle yukarıdan geniş bir manzara sunuyor.Recess Cove, daha küçük ve sakin bir durak. Kaya ve buzun oluşturduğu oyuklarla biliniyor. Deniz genellikle daha sakin ve sessizlik hissi belirgin.Cuverville Island, en yoğun yaşamın olduğu yerlerden biri. Gentoo penguenleri ile sıkça karşılaşmak mümkün. Karada penguen olunca, hareket de oluyor. Danco Island, çıkışlı inişli, manzaralı bir yer. Neko Harbor, buzul hareketleriyle öne çıkıyor.Yine kıyı boyunca penguenleri görmek mümkün.Damoy Point, insan izini gördüğümüz yerlerden biri. Burada lojistik ve araştırma amaçlı kullanılmış olan eski bir araştırma kulübesi var. Yakınında uçaklar için eski bir kar pisti yer alıyor.Tüm bu bölgelerde Antarktika’nın mavi, beyaz ve griliğini deneyimleme şansım oldu. Kambur balinalar, foklar , kuşlar ve elbette penguenler bu ekspedisyonlara eşlik etti. Bir derecelik suya kutup atlayışı da etkinliklerin değişik bir bonusu oldu.
Gemide rotaya ve Antarktika’ya dair sunumlar da dinledik. Kaşifler, kültürler, dalgalar, rüzgarlar gibi pek çok ilginç konu işlendi. Küçücük bilgiler paylaşmam gerekirse ; Buzullar yavaş hareket eder; zaman zaman kırılıp denize karışırlar. Kambur balinalar yüzeye çıkarak nefes alır; kuyruk desenleri ayırt edicidir. Foklar kıyıya yakın yaşar; leopar fokları güçlü avcılardır. Kuşlar, özellikle albatroslar, uzun süre süzülerek uçar. Penguenler koloniler hâlinde yaşar; karada yavaş, suda hızlıdır. Ve insanlar penguenleri kendilerine benzetirler…
Dolmuş Zodyaklar
Zodiak, Antarktika’da gemiden karaya ulaşmak için kullanılan küçük, şişme motorlu bot. Başka araç yok zaten. Genelde 8–12 kişi taşıyor. Buz ve dalgaya dayanıklı olduğuna dair güçlü gözlemlerim var. Kıyıya yaklaşınca suya basarak inilmesi önemli. Doğrudan karaya değil… Sonuçta zodyaklar gemiden doğaya geçişin tek yolu.
Ve Dönüş
Doğal olarak rota tekrar Drake’e döndü. Beagle Kanal’ı yolu ile ve Ushuaia’ya çıkacaktık. Elbette Drake vedasını da ihmal etmedi. Bu kez dalga boyu 7 metreydi. Geminin koridorlarında, salonlarında, odalarında epeyce yalpalandık ve penguenler gibi yürüdük.
Bir paragrafta gemideki çalışanlar için olsun. Tüm çalışanlar oldukça enerjik insanlar. Çoğu çok genç. Doğa ve özellikle Antarktika ile birlikte olmak yüzlerine, davranış ve konuşmalarına yansımış. Güven veren bir yapıları var. Gemi programında ekspedisyonlar dışında dersler ve eğlenceler de vardı. Mutfağını da takdir ettiğimi söyleyebilirim.
Son Söz
Maraton benim için anlamlıydı fakat Antarktika’yı böyle görmek çok etkileyici idi. Doğanın en saf ifadesi, sessizliği, mavi, gri ve beyazlığı, buzulları, canlıları tarifsiz bir bağ yarattı. Bir barış ve bilim adası, doğal bir koruma alanı olarak kalması çok önemli. Bu haliyle insanların mı Antarktikayı, Antarktika’nın mı insanlari koruyacağı ayrı bir konu. Bu yolculukta çevreye bıraktığım karbon ayak izi nedeniyle bir kefaret ödemem gerekiyordu. Gitmeden Türkiye’de bir rüzgar enerjisi yatırımından kupon satın aldım. Ama asıl önemli telafi çabalarımın davranışsal olması gerektiğini de biliyorum. Bir yıl boyunca haftanın iki günü vegan beslenmek, ağaç dikmek, iklim ve çevre ile ilgili farkındalık ve bilgilendirme yapmak, ve elbette Antarktika savunuculuğu bunların arasında. Dünya’nın vicdanından ayrılırken gözyaşımızı da dışarıya değil, içimize bırakmak durumunda kaldık. Velhasıl Antarktika’ya borcumuz çok …
Bir Başka Söz
İnsanın kendini bildiğini sandığı ömrü yarım asrı geçince, geçmişin anıları da kendi hallerinde demlenmeye başlıyorlar. Bu demin lezzeti de geçmişin kıvamında bir tat bırakıyor. Ve dil lezzeti barındıran kıvamı orada öylece tutuyor. Geçmişimin kıvamlı bir insanını, sevgili Erdoğan Özmen’i bu yolculukta uğurladım. Belki de O’nun aklına hiç gelmeyecek bir diyarda uğurladım. Sonra O’nu binlerce kilometer öteden uğurladığım yerden memnun kaldım, razı oldum. Hatta O’nun kıymeti diye düşündüm. Öyle ya; sevgi sonsuz, sevgi sessiz, sevgi beyazdır… Antarktika gibi…
Travma ve Afet Ruh Sağlığı Çalışmaları Derneği
Email: tardetr.2018@gmail.com