Japonya’da Koşmanın Dayanılmaz Sadeliği
Tamer Aker
Japonya, koşucular için ilgi çekici ülkelerden biri. Japonlar kendi içlerinde bir koşu kültürü oluşturmuşlar. Koşu camiası da bu kültürü büyük bir saygı ile kabul etmiş görünüyor. İlgi çekiciliğinin temelinde böyle bir altyapı var. Esasen kültürlerinin önemli özelliklerini koşuya da aktarmış durumdalar. Zen’in sessizlik, sabır ve farkındalığını; Bushido’nun disiplin ve onur anlayışını; Shinto’nun da doğaya uyum felsefesini koşuda birleştirmiş gibiler. Ganbaru; büyük bir azimle çabalamak da altı çizilmesi gereken önemli özelliklerinden. Koşuyu toplumsal bir etkinlik olarak görüyorlar. Adeta kalabalıklar içinde yalnızlık hâlini ve yalnızlık hâlinin de kalabalıklara, topluma bağlanmasını böyle kavrıyorlar. Bu anlayış, oldukça zorlu bir yaşantı olan hikikomori (toplumdan geri çekilme) eğiliminin de bir panzehiridir. Psikoterapistlerin hikikomori’yi başka başlıklar altında terapi odalarında da çalışmakta olduğunu, yani farklı kültürlerde de bu yaşantı ile karşılaştıklarını bir dipnot olarak belirtmekte fayda var. Hikikomoriye benzer durumlarda koşmanın etkili bir terapi aracı olacağını da vurgulamış oldum sanırım.
Bir üçleme ile tüm bunları özetlemek yararlı olur. Japonlar için çam, bambu ve erik ağaçları anlamlıdır, kutsaldır. Çam; uzun ömür ve kararlılığı, bambu; direnç, esneklik ve zarafeti, erik ise kışın ilk açan çiçek olduğu için dayanıklılık, umut ve yeniden doğuşu anlatıyor. Japon bahçelerinde çok rahatlıkla görebileceğiniz bir üçlü. Ve belki de birçok şeyin özeti.
Bu ağaç üçlemesini, daha anlaşılır kılmak için koşu kültüründen örneklemeye çalışayım. Örneğin Ekiden; Japonya’ya özgü bir uzun mesafe koşusu (bayrak yarışı). Burada elden ele geçen bir bayrak yerine, omuzdan omuza aktarılan tasukiler var. 6–10 kişilik takımlar koştuğu için bireysel başarı kadar takımın uyum ve başarısı da önemli. Bir bütün içinde sorumluluk, fedakârlık, onur, kararlılık, dayanıklılık, direnç ve devamlılık bu koşular için önemli özellikler. Edo dönemindeki ulakların koşularından esinlenen bir yarış. 1917 yılında modern anlamı ile başlatılan bir gelenek. Adeta Japon Ulusal Kimliği’nin de önemli bir parçası olmuş durumda. Çam, bambu, erik ve Ekiden arasında hâliyle bilişsel ve kültürel bir yakınlık var.
Tokyo Maratonu’nun kura işleri çetrefilli. Daha öncesinde büyük maraton deneyiminiz varsa, kurada kazanamayınca çok üzülmemek gerek. Aşkla koşabileceğiniz daha farklı maratonlar ilgi alanınıza girmekte, farklı ve güzel seçenekler önünüze çıkabilmekte. Örneğin Uluslararası Fuji Dağı Maratonu gibi. Bu yıl ellincisi koşuldu. Maraton, 1976’da ilk kez farklı bir isimle düzenlenmiş. Karşılaştırma yapmak için bazı bilgilere bakalım; örneğin Tokyo 2007, New York 1970, Chicago 1977, Berlin 1974, Londra 1981’de ilk kez koşulmuşlar. Boston Maratonu ise tam bir tarih: 1897.
2025 yılında maraton 14 Aralık tarihinde koşuldu. Aralık ama özellikle kasım ayları Japonya’da doğanın renklerini deneyimlemek için çok uygun aylar. Yani maratona katılmadan önce kısa bir Japonya turu yapmanız mümkün.
Vaktiniz olursa, koşu öncesi görmek ve havasını solumak için Kyoto yakınlarındaki Hiei Dağı’nda bulunan Enryaku-ji Tapınağı’nı ziyaret edebilirsiniz. Turistler için çok bilinen bir yer olmamakla birlikte, koşu dünyasında 1000 gün boyunca en az bir maraton mesafesi koşan rahiplerin (marathon monks) mekânı olarak bilinir. Bu rahipler, aynı zamanda koşunun da bir çeşit ibadet hâli olduğunu doğrularlar.
Fuji Dağı Maratonu’na Japonya dışından katılmanın en kolay yollarından biri “kayıt paketi” almak. Bu paket maraton kaydınızı kesinleştirdiği gibi iki gecelik konaklama imkânı da sunabilmekte. Ancak başvuru yoğunluğu ve konaklama tesislerinin sayısal yetersizliği nedeniyle kayıtlar açılır açılmaz bilgisayar başına geçmek lazım. Yaklaşık bir saatlik bir gecikme, birbirlerinden 75 km uzak iki farklı otel anlamına gelebilmekte. Pakette Kawaguchiko Gölü çevresindeki oteller kadar, 100 km mesafede Tokyo’da bulunan oteller de yer almakta. Uzaktaki tesisler için organizasyonun başlangıç noktasına kadar ayarladığı ulaşım seçenekleri mevcut. Aynı otobüsler maraton sonrası da katılımcıları otellerine geri götürmekte. Kayıt paketinden çıkan koşu tişörtü ve montunun renkli ve sade bir şıklığı var; ürünlerin Japon kalitesi taşıdıklarını söylemek mümkün.
Başlangıç alanı düzenli olmakla birlikte koşucu sayısının 7.000’i bulması, yağan yağmur ve soğuk havanın koşucuları etkilemesi nedeniyle bir miktar dağınık ve karışıktı diyebilirim. Yine de yedeklerimizi bıraktığımız çanta alanlarına çok kolaylıkla ulaşabildik.
Bir koşucunun hiç yapmaması gereken şey; koşu numarasını unutmak. Üstelik bunu başlangıca bir dakika kala hatırlaması, yani arkadaşından duyması da başka bir yıkım. Geri dönüp telaşla çantayı arama, bulamama ve tuhaf ruh hâlleri içinde başlangıç noktasına geri gitmek de işin bir başka boyutu. Evet, böylece koşu tarihimde ilk kez tüm koşucular çıktıktan sonra yarışa başlamak gibi farklı bir deneyimim oldu. Elbette karanlıkta mezarlıkta kalan birinin ruh hâli içinde bilinen tüm duaları okumak gibi, ben de bulabildiğim her tuşa bastım. Hemen Suunto’yu devreye soktum, geçtiğim kilometre tabelalarını özenle fotoğrafladım, çeşitli yerlerde video görüntüler aldım… Yani koşu sonunda “tüm parkuru koştum” diyebilmek için gerekli bütün kanıtları topladım. Neyse, başa dönelim…
Başlangıç noktası Hirahama Park yerine oldukça yakın. Bu da karayolu ulaşımını uygun bir seçenek hâline getiriyor. 42,195 km olan rota boyunca Kawaguchiko Gölü çevresinde ve Sai Gölü’nün kenarında koşmak mümkün. Görsellik açısından Kawaguchiko Köprüsü ve eşlik eden göl ve orman manzaralarının yağmur ve sis altında bile çok etkileyici olduğunu söyleyebilirim. Yer yer geçilen tünellerin yeşile ve maviye bağlanması ise varoluşsal bir deneyim gibi.
Öğle saatlerinden sonra güneş kendisini göstermeye başladığında ortaya çıkan Fujisan (Fuji Dağı) ise çok etkileyiciydi. Tüm koşu boyunca çevreye atık bırakmamakla ilgili hem düzenleme hem de koşucular aşırı bir özen göstermişlerdi. Beslenme istasyonlarında haşlanmış pirinç, erik kurusu ve sıcak çorba sunulması başta “acaba” yaratsa da bir süre sonra damakta bir “vayy” tadı da bıraktı. Genel anlamıyla düz ve orta zorlukta bir parkurdu demek mümkün. Yağışlı ve soğuk havanın etkisiyle zorluğun biraz arttığını da söylemeliyim. Maraton koşularını genellikle beslenme durakları dışında durmadan tamamlamayı tercih ediyorum. Fuji’de de farklı olmadı. Çok geride kalmanın etkisiyle, yağmur ve soğuğun verdiği motivasyonla ilk 30 km görece tempolu gitmeme rağmen; güneşin altında ve bir tarafına bulutların yaslandığı Fuji Dağı görüntüsü beni durdurdu. Son 12 km ise fotoğraf ve çağrı videolarımla devam etti. Video konuşmalarımda yine “Başka Canımız Yok”, “Adalet Peşinde Aileleri”, “Şampiyon Melekleri Yaşatma Derneği” gibi sivil hareketlere yer vermeye çalıştım. Elbette Kızçev ve Marathome aracılığı ile deprem bölgesinde yaşayan ve üniversite hayatına başlayan genç kadın öğrencilerin yıllık eğitim burs desteklerine ilişkin çağrıyı da ihmal etmedim. Koşu biterken Taiko davullarının muhteşem sesleri ile karşılanmak, coşkulu bir bitiş için çok iyi geldi. Koşu sonrası sıcak kahve ve ekşi mayalı ekmeklerle yapılan sandviçler ve ardından onsen (hamam) ziyareti zaten tüm yorgunluğu almıştı. Küçük bir dipnot düşeyim; Japonya’da baş aktör her ne kadar pirinç olarak gözükse de farklı kültürlerden gelen buğday ürünleri konusunda da oldukça mahir hâle geldiklerini söyleyebilirim. Japonya’yı bir lezzet rotası olarak da işaretlemenizi öneririm.
Sonuç olarak; Japonya’da koşu, yalnızca bir spor dalı değil; kültür, felsefe, doğa ve toplumsal bağlarla iç içe geçmiş bir yaşam pratiği. Zen’in sessizliği, Bushido’nun disiplini, Shinto’nun doğayla uyumu ve ganbaru’nun azmi, her adımda hissediliyor. Fuji Dağı Maratonu ise bu bütünlüğün somutlaştığı özel anlardan biri. Koşarken yalnız değilsiniz; geçmişle, doğayla, toplumla ve kendinizle aynı anda temas hâlindesiniz. Belki de bu yüzden Japonya’da koşmak, sadece bir parkur tamamlamak değil, anlamlı bir yolculuğa çıkmak demek. Sesli gülerek, “adeta yok gibi koştum, o kadar sade idi” diye yazımı bitireyim.
Maraton arkadaşlarım İbrahim Halil Gürpınar ve Erol Timuçin’i de sevgilerimle tebrik ederim.
Travma ve Afet Ruh Sağlığı Çalışmaları Derneği
Email: tardetr.2018@gmail.com